• rock müzik tarihine altın harflerle yazılmış bir isimden öte, bir fenomen; bir sound, bir duruş, bir gösteri sanatı. sadece şarkılarıyla değil, sahne performansları, vizyonları ve müzikal sınırları zorlama cüretleriyle kendilerini ölümsüzleştiren, britanya'nın dünyaya armağan ettiği en büyük, en gösterişli ve en eklektik gruplardan biri. onları sadece "rock grubu" olarak tanımlamak, okyanusu bir bardağa sığdırmaya çalışmak gibi olur.

    queen'in büyüsü, dört köşeli bir formülden gelir:

    freddie mercury: o ilahi ses, o inanılmaz sahne karizması, teatral yetenek, sınır tanımayan bir müzikal vizyon ve piyano başındaki hassasiyet. grubun tartışmasız ruhu ve itici gücü.

    brian may: o kendine özgü, babasıyla birlikte yaptığı "red special" gitarından çıkan, katman katman harmonilerle bezeli, anında tanınan gitar tonu. astrofizik doktorası olan bir entelektüelin rock'n'roll'a kattığı epik ve bilimsel dokunuş. aynı zamanda güçlü bir besteci.

    john deacon: grubun sessiz gücü. sahnenin gerisinde duran ama yazdığı unutulmaz bas yürüyüşleri (another one bites the dust, under pressure gibi) ve şaşırtıcı derecede hit pop şarkılarıyla (i want to break free, you're my best friend) grubun sound'una bambaşka bir boyut katan dahi.

    roger taylor: güçlü davulculuğu, o kendine has yüksek perdeden geri vokalleri ve grubun daha çiğ, daha doğrudan rock'n'roll damarını besleyen besteleriyle (i'm in love with my car, radio ga ga) enerjiyi her daim yüksek tutan isim.

    bu dört benzersiz yeteneğin bir araya gelmesi, tek bir müzikal kalıba sığdırılamayan o zengin queen sound'unu yarattı. hard rock'tan operaya, heavy metal'den diskoya, funk'tan rockabilly'ye, pop baladlarından stadyum marşlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede eserler verdiler. varsaymak pek de yanlış olmaz ki, bu müzikal çeşitlilik, grubun dört üyesinin de aktif olarak şarkı yazmasından ve her birinin farklı müzikal zevklere sahip olmasından kaynaklanıyordu. muhtemelen stüdyoda sık sık yaratıcı tartışmalar yaşanıyor, her üye kendi fikrini savunuyor ve bu "çatışmaların" sonucunda ortaya herkesin bir parça kendinden bir şeyler bulduğu, katmanlı ve zengin şarkılar çıkıyordu. belki de deacon'un pop hassasiyeti, may'in epik rock vizyonuyla; taylor'ın ham enerjisi, mercury'nin teatral dehasıyla bir denge oluşturuyordu.

    queen'in yükselişi kolay olmadı. ilk albümler eleştirmenlerden karışık yorumlar alsa da, killer queen ile ilk büyük çıkışlarını yaptılar. ancak asıl patlama, tüm riskleri alarak yarattıkları a night at the opera ve içindeki akılalmaz bohemian rhapsody ile geldi. o dönem için inanılmaz derecede pahalı ve cüretkar olan bu albüm, onları dünya çapında süperstarlığa taşıdı. tahmin etmek zor değil ki, o dönemde grup üzerinde büyük bir finansal ve sanatsal baskı vardı ve bu "ya batarız ya çıkarız" durumu, onları daha da hırslandırarak böylesine kusursuz ve iddialı bir iş çıkarmaya itti.

    sadece stüdyoda değil, sahnede de bir devdi queen. özellikle freddie mercury'nin seyirciyi avucunun içine alan performansı, enerjisi ve vokal gücü efsanevidir. 1985'teki live aid performansları, genellikle tüm zamanların en iyi canlı performanslarından biri olarak kabul edilir. o 20 dakikalık sette sergiledikleri hakimiyet, adeta bir ders niteliğindedir. belki de queen, şarkılarını bestelerken bile we will rock you ve we are the champions gibi eserlerde olduğu gibi, on binlerce insanın hep bir ağızdan söyleyeceği anları hayal ederek, stadyum atmosferini düşünerek yazıyordu. şarkıların yapısındaki o "birlikte söyleme" potansiyeli tesadüf olmasa gerek.

    grubun kariyeri boyunca yaşadığı iniş çıkışlar, 80'lerdeki disko ve funk etkileşimli dönemleri (hot space albümü gibi bazı hayranları ikiye bölen işler), freddie mercury'nin aids teşhisi ve sonrasındaki süreç, grubun hikayesini daha da dramatik ve dokunaklı hale getirir. mercury'nin hastalığını öğrendikten sonraki dönemde, grubun stüdyoya kapanıp inanılmaz bir üretkenlikle the miracle ve innuendo gibi albümleri kaydetmesi, muhtemelen zamanın daraldığı bilinciyle, geriye olabildiğince çok müzik bırakma arzusunun bir sonucuydu. özellikle the show must go on şarkısı, bu trajik durumun sanatsal bir manifestosu gibidir.

    freddie mercury'nin 1991'deki vefatı, müzik dünyası için büyük bir kayıp olsa da, queen'in müziği yaşamaya devam etti. kalan üyeler, zaman zaman farklı solistlerle (paul rodgers, adam lambert) sahneye çıksalar da, queen efsanesi esas olarak o dört orijinal üyenin yarattığı miras üzerine kurulu. şarkıları hala radyolarda çalıyor, filmlere konu oluyor (bohemian rhapsody filminin gişe başarısı gibi), yeni nesiller tarafından keşfediliyor.

    kısacası queen; cüretkar, yenilikçi, teatral, duygusal, güçlü ve zamansız bir müzik mozaiği sunmuş, rock müziğin sınırlarını genişletmiş ve popüler kültürde silinmez bir iz bırakmış, gerçek anlamda "kraliyet" sınıfı bir gruptur. onların müziği, hayatın tüm renklerini barındırır; kutlamayı, yası, isyanı, aşkı, kaybı ve zaferi... ve bu yüzden de ölümsüzdür.

    (see: freddie mercury)
    (see: brian may)
    (see: john deacon)
    (see: roger taylor)
    (see: bohemian rhapsody)
    (see: a night at the opera)
    (see: live aid 1985)
    (see: we will rock you)
    (see: we are the champions)
    (see: another one bites the dust)
    (see: under pressure)
    (see: bir müzik grubundan çok daha fazlası)