aerosmith denince akla gelen ilk iki şeyden biri (diğeri için bkz: joe perry); grubun sesi, yüzü, enerjisi ve asla yerinde duramayan ruhu. rock and roll tarihinin gördüğü en karizmatik, en nev-i şahsına münhasır ve belki de en "büyük ağızlı" frontman'lerinden biri.
o sesi tarif etmek zor; yer yer tiz çığlıklara ulaşan, yer yer blues'un o kirli sularında gezinen, baladlarda şaşırtıcı bir duygusallığa bürünebilen, eşi benzeri az bulunur bir vokal aralığı ve tekniği. sadece sesi değil, sahne duruşu da başlı başına bir olaydır. o daracık pantolonları, rengarenk kıyafetleri, takıları ve tabii ki mikrofon standına taktığı meşhur eşarplarıyla tam bir rock tanrısı prototipidir. sahneyi bir oyun alanı gibi kullanır, seyirciyle flört eder, dans eder, zıplar; yaşı kaç olursa olsun enerjisinden zerre kaybetmez (gibi görünür).
joe perry ile olan "toxic twins" ilişkisi, grubun yaratıcılığının ve aynı zamanda en büyük dramalarının da kaynağı olmuştur. birbirlerini hem tamamlayan hem de iten bu dinamik, aerosmith sound'unun temelini oluşturur. uyuşturucuyla olan mücadelesi, defalarca rehabilitasyona girmesi ve her seferinde bir şekilde geri dönmeyi başarması da kariyerinin önemli bir parçasıdır.
80'lerin sonundaki geri dönüşlerinde ve 90'lardaki zirve dönemlerinde sadece sesiyle değil, kliplerdeki karizmasıyla da yeni nesilleri etkilemiştir. american idol jüriliği gibi ana akım işlere de bulaşmış, hatta bir country albümü bile yapmıştır; ama özünde her zaman o boston'lı, ağzı bozuk, içinden geldiği gibi yaşayan rock'n'roll çocuğudur.
kısacası, sesiyle, tarzıyla, enerjisiyle ve skandallarıyla rock müziğin ikonlarından biri. o olmadan aerosmith düşünülemezdi.
(see: aerosmith)
(see: demon of screamin')
(see: joe perry)
(see: mikrofon standına eşarp takan adam)
(see: liv tyler'ın babası)
nice: all
|
today
search in topic